Bir Haftanın Özeti: Delilik

İlk haftayı tek kelimeyle tabir etmek gerekirse: DELİLİK. Videoları yayınlayıp bağış toplamaya başladığım cumartesi akşamından beri manik ve depresif arasında dönüyorum. Günlük düzenim: kahvaltı, bilgisayar, kahve, telefon, bilgisayar, kahve, telefon… yemek, bilgisayar, kahve, telefon, bilgisayar, kahve, uyku. Ama değdi: ilk haftanın sonunda 18 bin sterline ulaşıldı.

18 bin çılgın bir hafta için çılgın bir miktar. Bu sonuca nasıl mı ulaşıldı? Çok şey oldu elbette. Ama önemli olan birkaçını anlatacağım size.

Twitter Patlaması

Videoyu Twitter’a pazartesi günü yükledim ve arkadaşlarıma retweet etmeleri için tek tek mesaj atmaya başladım. Şu anda bu video, 1400’ün üzerinde retweet edilmiş ve 90 bin civarında izlenmiş durumda. Ama bunu ben değil, Tinder match’im, kardeşim-kuzenim ikilisi  ve okul arkadaşım yaptı. Bu ekibin, yüksek takipçili kişilerden videomu paylaşmalarını rica etmesinin ardından gelen insan akımıyla site çöktü. SİTE ÇÖKTÜ!!! Ne kadar mutlu hissettiğimi anlatamam. Siteye giremiyordum ancak telefonum susmuyordu, suratımda kocaman bir gülümseme vardı, ellerim titriyordu. O gün siteye toplamda 1375 farklı ziyaretçi geldi.

Yıllardır aktif kullanmadığım Twitter’da pazartesi gününden bu yana  birçok arkadaşım oldu. Onlara gönüldaş diyorum çünkü muhtemelen hepimizin çok farklı hayatları ve idealleri var ancak onlar empati kurabilen, anlatılan bir hikayeye kendilerini koyabilen insanlar. Hikayeme dahil olup bu maceraya ortak oldular. Bunun bir sebebi de aslında bu hikayenin onların da hikayesi olmasıydı. Beni model alandan tutun imkanı olmadığı için eğitimini tamamlayamamışa kadar birçok insan öne çıktı, yalnız değilsin dedi.

İngiltere’deki Türk Göçmenler ve Kadınlar

Oxford’da (gelecek) bölümümde ders veren bir hoca, bana ulaşıp İngiltere’deki göçmen Türklerin bulunduğu gruba videomu koymamı önermişti. Ben de bunu salı akşamı yaptım. Grupta gönderime yapılan olumsuz bir yorum üzerine önceki birkaç günün duygusal doluluğu o akşam  boşaldı. Birkaç satıra sanırım 8 yıldır birikmiş olan duygularımı, içimi döktüm. Sonra da oturup ağladım. O yorum değil, verdiğim onca emeğin ardından insanlardan para istemek zoruma gitmişti.

Bunu anlatmamın sebebine gelecek olursak… Yazdığım cevaptan sonra beklenmedik bir şey oldu: gruptaki insanlar, özellikle de kadınlar ve anneler bana sahip çıktı. Hem beni savundular hem de attıkları mesajlarla bana destek oldular. Kimi beni Londra’da kahve içmeye çalışıyor, kimi bağış yapıyor, kimisi de bağış yapmaları için arkadaşlarını organize ediyordu.

“Sevgili Emrah, bu iletini bizim hayli global anneler ve eğitimciler grubu olmakla beraber, bir iki grupta daha paylaştım.. Aralarında seni tanıyan anneler çıktı, çocuklarının da sınıf arkadaşıymışsın.. Hakkında söylenenler ise çok güzel şeyler.. Ne mutlu! Ne gurur verici.. Bu iş olacak.. ben eminim!🦋”

Bütün hafta manik ve depresif arasında döndüm durdum demiştim ya? İşte o akşam iki hissiyatı da en uçta yaşadığım akşamdı.

İsimsiz Bağışçı

Ertesi sabah mutlu uyandım. Onlarca mesaj ve bir o kadar da bağış ile güzel bir sabahtı. Gelmiş bir e-postayı uyandıktan ancak bir saat sonra fark ettim. İsminin açıklanmasını istemeyen bir bağışçı bana 5000 sterlin vereceğini, karşılığında da yalnızca çocukları için iyi dileklerimi beklediğini söylüyordu. NASIL YANİ? Üstüne üstlük

“Muhtemelen hayat görüşlerimiz örtüşmüyor ancak benim için önemi yok. Memlekette yapmak istediği işe heyecan duyanına pek fazla rastlamıyoruz.”

diyordu. Bu bağışçının hayat görüşlerini bilmiyorum fakat hayat görüşlerine ters düştüğünü düşündüğü birine kucak açması, bana o kadar da farklı yerlerde olmadığımızı söylüyor.

Gazete Röportajı

Kampanyanın daha ikinci gününde arkadaşım aracılığıyla bir gazeteci ulaşmıştı. Büyük bir gazetede çalışıyormuş ve kampanyayı duyunca benimle röportaj yapmak istemiş. Salı günü bir kafede buluşup röportajı gerçekleştirdik. Önceki ayları göçmenlerle görüşmeler yaparak geçirdiğimden görüşülen kişi olmak da ilginç bir tecrübeydi. Ayrıca bu röportaj, kampanya için de çok olumlu bir gelişme olacaktı.

Röportajın ardından haber metnini görüp düzeltme yapabileceğim söylendiği için cuma günü metni istedim. Burada ilk olumsuz tepkiyle karşılaştım: gazetecilik ilkeleri gereği yayımlanmadan paylaşılması olağan bir durum değilmiş ama yine de gönderilecekmiş. Metni görünce başımdan aşağı kaynar sular döküldü: dramatize etmek adına hikaye saptırılmış, dile getirmediğim sözler benim ağzımdan yazılmıştı. Düzeltilmesini isteyince ancak “yanlış bilgiler”in düzeltilebileceği söylendi. E, ama bütün yazı yanlış? Dolayısıyla yayımlanmasını istemedim. Bu, kampanyanın ivmesini azaltan bir karar fakat içim rahat. Bu durumun onun suçu olmadığını da biliyorum.

(Gelecek) Hocam

Kampanyanın bir başka kilit ismi, önceki satırlarda bahsettiğim Oxford’da benim bölümümde ders veren bir hocaydı. Bu hoca, videomu sanırım ilk kez LinkedIn’de gördü, ardından da Twitter’da bana destek verdi. Öyle ki Twitter’da kampanyayı paylaşırken üniversite, departmanımı, kolejimi ve hatta göç araştırmaları merkezini de mention edip bana destek vermelerini isteyerek onları bir haylice yordu. 🙂 Ayrıca benzer durumlar yaşamış öğrencileri deneyimlerini paylaşmaları için bana yönlendirdi, kolejimden bir hocayla görüşme ayarladı. Asıl bomba ise şu: nasıl yaptığını hakikaten bilmiyorum ancak hayat masraflarıma yönelik küçük bir burs verilmesi ihtimali doğmuş!  Dediğine göre kampanyadan da oldukça etkilenmişler. Hadi bakalım!

Öğrencilerinin hayatına böylesine önem ve değer veren, onların yanında olan kıymetli bir hoca kendisi, hatta (henüz) öğrencisi olmayanların bile. Değerli hocam, benim de aynı yolda yürüyeceğimden emin olabilirsiniz.

Sonuç

Bir haftanın sonucunda:

  • Sayısız müthiş insanla tanıştım. Birlikte heyecanlandık, üzüldük, sinirlendik. En önemlisi ise bu ortaklıkla güç bulduk.
  • Bir sosyolog ve göç araştırmacısı olarak muazzam bir veri elde ettim. Kim bilir belki bir gün araştırmama konu olur bu.
  • 7 gün içinde 18 bin sterlin bağışa ulaştık. Benzer kampanyalar arasında daha başarılısı olmayabilir. Bu durumda yalnızca 8 bin sterlin kalmış oluyor. 🙂

Bu kampanyanın çıkış noktası erişim eşitsizliğiydi. Yapılan bağışlarla benim erişimimin önü açılıyor olsa da yapısal sorunlar tekrar üretilmeye devam ediyor. Bu kampanya başarılı oluyor çünkü özel görünüyor. Başarılı oluyor çünkü benim en azından bu videoyu çekebilecek, binlerce insana ulaştırabilecek imkanım var. Bu gerçeklerin farkında olmak, naifliğe kapılmadan her fırsatta haykırmaya devam etmek gerekiyor.

Burada anlattığım ya da anlatamadığım, yakınım ya da yeni tanıştığım, kısaca bu yolu benimle birlikte yürüyen herkese minnettarım. Bu hayal ancak sizinle gerçeklik bulabiliyor.

Çok az kaldı, BU İŞ OLACAK!

“Bir Haftanın Özeti: Delilik” için 3 cevap

  1. Azmine ve inancına hayran kaldım sevgili Emrah! Şansın açık olsun,çok mutlu ol.Gittiğin yerden de bu tarz yazılar yazmaya devam etmeni çok isterim 🙂

  2. Facebook’ta “Koç Üniversitesi Sosyoloji Öğrencileri” adlı gruba ‘2015 kankalarımız’ adlı post altına beni taglemenden hatırlıyorum seni. Büyük ihtimal birçok ortak derse girdik ve okul koridorlarında çoğu kez karşılaştık. En çok kütüphanede görürdüm seni fakat şimdi anlıyorum ki tesadüf değilmiş. Postun en altına “Sevelim, sevdirelim.” yazmıştın, şimdi galiba aynısını yapma sırası bizde! Meslektaşın olarak yolun açık olsun demek istiyorum, bol şans!!

  3. Sevgili Emrah,

    Hem Oxford’u kazanman hem de burs bulamadığında pes etmeyip mücadele etmeyi tercih ettiğin için seni çok kutluyorum. Aslında mesele Oxford’a başvurmakla başlıyor, bu bile bir iddia meselesi.

    Kısa sürede 18 bin pound toplamak çok büyük bir başarı ve isteğini, samimiyetini geniş bir topluluğa aktarabildiğinin kanıtı. Sen bazı yorumlara bakma, biri “uyanık” demiş, o zaman çağrı yapalım diğer uyanıklara, onlar da talep etsinler, bırakalım 20 bin poundu, bin pound bile toplayamazlar.

    Bir akademisyen olarak bu deneyim oldukça öğretici. Senin gibi ben de öğrenmeye çalışıyorum. Mesela göçmen ağları, İngiltere’deki binlerce kişinin takip ettiği Facebook grupları… Buralarda genel eğilim dayanışma, gurbet elde kendi çektiği sıkıntıları başkasının çekmemesini isteme arzusu öne çıkar. Ama hemen her yazıya olumsuz cevap veren küçük bir grup da mevcuttur. Büyük ihtimal, gündelik yaşamda beklediği saygıyı ve ilgiyi görememenin dışa vurumu olarak kendisinden yardım istediğini düşünenlerin moralini bozmaya çalışarak kendini kanıtlama derdiyle yazılan mesajlar.

    Ama sanırım Facebook-Ekşi gibi platformlarda seni üzen ve insanları senin adına cevap vermeye zorlayan en temel yorum başkasının parasıyla okuma ve bu parayı (neredeyse 150 bin TL) başka yerlere harcama önerisi. İkinci öneri zaten geçersiz, başka talepler olunca da insanlar zaten katkı sunuyor. 5 dakikada köy okullarına kütüphane kuran çok aktif gruplar var mesela. Bu dahice öneriyi sunanların elinden tutan yok, biz onları da destekleriz.

    Yükseköğrenim bir açıdan bakıldığında “başkasının” parasıyla yapılır zaten. Master ve doktora için bu daha da geçerlidir. Bu para ya ailenin parasıdır ya devletin parasıdır veya bir şirketin parasıdır. Master ve doktora yaparken tam zamanlı çalışmak çok güçtür, çok enderdir. Bir alternatif, üniversitede asistan olarak çalışmaktır ancak yine de her türlü çalışmanın karşısında öğrencilik esastır, çalışma ona hizmet eder ve asistan da olunca öncelikle ders başarısı beklenir, iş ona göre ayarlanır.

    Burada toplumsal amaçlar vardır, çünkü kişinin 30 yaşına kadar okuyup doktor olmasının karşılığında bilimsel, düşünsel alanda topluma katkı sunması beklenir ve bu katkının okumakla geçirilen yılların karşılığını fazlasıyla vereceği bilinir.

    Burada esas kaynağın devlet-kamu olması gerekir. Devletten burs alındığında da zaten bu, vergi veren yurttaşların parasıdır. Kamu milletten topladığını başarılı öğrenciye verir. Birçok ülke açısından itibar yurtdışına gönderdiği öğrencilerle ve onların döndüklerine verdikleri hizmetlerle ölçülür. Sen Almanya’da veya Çin’de yaşıyor olsaydın burs sorunun büyük ihtimalle olmazdı. Bizim ülkemizde ne yazık ki burs olanakları sınırlı. O nedenle sürekli yurtdışında bir üniversiteden kabul aldığı halde burs alamadığı için bizlere yazan, danışan genç arkadaşlarla karşılaşıyoruz. Küçük bir kısmı başvurdukları üniversiteden burs bulurken önemli bir kısmı da vazgeçiyor. Keşke ülkemizde itibar saraylarla, arabalarla, şaşayla değil de bilimle, başarılı gençleriyle ölçülse.

    Senin bu durumda yaptığın ise topluma, bu konulara duyarlı insanlara derdini anlatmak oluyor. Bu başkasının parasıyla hak edilmeyen bir konuma ulaşma uyanıklığı değil. Hatta bana göre şirket şirket gezip hayırsever işadamı aramaktan daha iyi bir yöntem. Senin ulaşabildiğin, eğitimin ve bilimin ülkemizin geleceği için öneminin farkında olan insanlar senin başarılı ve aynı zamanda ısrarcı, girişimci olduğunu gördüğü için, mesajlarınla-videonla samimiyetini anladığı için sana destek verdiler. Yoksa kuru bir mesajla destek talep etseydin bakalım aynı cevabı alacak mıydın?

    Zaten gelen desteğe bakınca 4 pounddan 5 bin pounda kadar değişen, büyük çoğunluğu 20 poundun altında destekler. “Ben de öğrenciyim, senin için dua edeceğim” diyen mesaj da beni çok etkiledi mesela. Yani mesele paranın miktarı değil, yardım edenlerin farklı sosyo-ekonomik yapılardan olsa da aynı duyguyu hissetmesi ve senin nezdinde toplumsal bir duyarlılığa katkı sunmak istemesi. Bu konuda sen ilk de değilsin. Geçen sene de yine Oxford’a mastera gelmek isteyen bir arkadaşımız ailesinin tüm ödemeyi karşılayamadığını ve 10 bin pound açığı olduğunu söyleyip destek istemişti ve o da kısa sürede toplamıştı. Mesele kişisel hikaye ile toplumsal duyarlılığın denk gelebilmesinde.

    Kalan para bir şekilde toplanır. Biz artık ikinci aşamaya geçtik. Kabul aldığın programın hocaları olarak görüştük ve geldiğinde kolejde veya bölümde bir miktar burs olarak gündelik yaşamda zorluk çekmemen için destek olmaya çalışacağız. Onun dışında da gelmeden önce çok sayıda öneride bulunacağız. Mesela Türkiye’den bir smokin al da gel, burada birçok etkinliğe smokinle gitmen gerekecek, İngiltere’de çok pahalı. 🙂 Bir de formal dinner’larda high table’da yemek sözü veriyorsun, o baya zor olur senin için, oraya ancak hocalar davet edebiliyor, sen büyük ihtimal orada 1-2 kez yemek yersin 🙂

    Demek istediğim, eğitim sadece küçük bir elitin, azınlığın hakkı olmamalı. Ailen çıkarıp 150 bin lirayı okula verip cebine de bir o kadar verebilseydi sana laf edenlerin gıkı çıkmazdı. Ama kaç kişi vardır Türkiye’de hem Oxford’u kazanıp hem de yılda eğitime yarım milyon lira harcayabilecek? Devletin sınırlı bursu ve koşullarını da kaçırdıysan ekonomik şartların uygun değil, kaçırmasaydın deyip sana sırtını dönse bu toplumun ne kazancı olacak?

    Bu, aslında eğitimin toplumsal bir hak değil, bireysel bir fırsat olduğuna dair eğitimi ticari bir meta gören bir yaklaşımın ürünü ve bu yaklaşım doğru değil. Yoksa, emin ol ki kimse sana kendi bütçesine göre büyük bir katkı vermedi, hatta büyük çoğunluk sadece bir kahve ısmarladı. Yabancı ellerde öyledir, yolda Türkçe konuşma duyduğunda bile hemen sohbete başlar, tanımadığın biriyle zamanın varsa oturup bir çay içersin, bunu senden mi esirgeyeceğiz?

    Ama şunu içselleştirmeni rica ediyorum. Eğitim toplumsal bir haktır, sen de toplumun bu konudaki duyarlı kesimine bu açıdan borçlusun. Eğitim süresince ve sonrasında tüm çalışmalarını toplumsal bir bilinçle, toplum yararına yaparak bu borcu ödeyebilirsin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir